Bir Ben Var Ki Benden İçeri

asmalimescitte-cinayet-kitabi-cem-sancar-Front-1 Bir Ben Var Ki Benden İçeri

“Demek sana senin içinden bakan biri var.”

Asmalı Mescit’te Cinayet Cem Sancar’ın İndiragandi’sinden sonra ikinci romanı. Kitap Kasım 2015 de okurlarıyla buluştu. Romanı okuyup üzerine bir de TYB’deki söyleşiye katılınca kendinizi klavye başında bulmamanız mümkün değil. Cem Sancar sağlam bir duruş, ferah bir gönül, yerinde bir zekâ ve kıvrımları çözülmüş bir dil ile karşılıyor okurlarını.

Yazar sözünün başında “ Yukarılardan aşağı düşmek.” diyor, ne kadar yukarda isek o kadar acıtıyor bu düşüş. Doğru. Bu düşüş ne kadar acıtırsa o kadar kendine getiriyor insanı. Bu da doğru.

Romanda bizi karşılayan kahramanımız Kadir Kıymetbilir, Karaköy Parkı’nın peçetesine; hüsranını yazıyor, zararda olan yıllarını yazıyor, düşlerinden nasıl düştüğünü, kalbini, kırıklığını ve kırgınlığını yazıyor ve bir gece ışıklı evliyaların; onun isminde sembolleşen gariplerin, incinmişlerin üzerine nasıl ineceğini/indiğini yazıyor. Aslında o gece inen bir perdenin; geçmişin ve geleceğin, Beyoğlu ile Eminönü’nün, beyazlar ve zencilerin arasına nasıl çekildiğini yazıyor. Kahramanımız artık iyileşmek istiyor.

“Port Travmatik Beyoğlu Bozukluğu vardı bende doktor.” diyordu. Beyoğlu’ndan Eminönü’ne sefer ediyordu. Hani derler ya tebdili mekânda ferahlık vardır. Eee vardır da ya gittiğin yere götürdüğün yine kendinse, mekânın ferahlığı gönlünün darlığına ne etsin. İnsan ferahlamak için zihninden kalbine bir yol açmalı değil mi? İçine bir sefere çıkmalı. Ya tahammül ya seferimiz kendi benliğimize olmalı. Kahramanımız da tahammül edememiş bu düşüşe, levvame kapısına dayanıp gelmiş. Bir omuz atıp aralamış kapıyı, çıkmış bir yolculuğa ve içinden ona bakan bir bene daha ulaşmış; kodlarını, evrenini bir kenara bırakır gibi bırakmış adını. Yukarı mahalleden ona kalan pişmanlık duymadığı tek şey de kitaplarıymış. Bazıları ne okursa okusun sonunda bildiğini okusa da bu kitaplar kahramanımızı elini ayağını bulur hale getirmiş. Bu yeni ele ayağa da bir ad bulmak gerekmiş.
O gece “Adımı Kadir Kıymetbilir koyacağım.” diyor kahramanımız.

Bir isimle ne kodlar değişirmiş oysa. Bi bakarmışsınız ki, insan insanın kurdundan, insan insanın Hızır’ı oluverirmiş. Freud, Heidegger miadını doldurur; Yunus Emre, Feridüddin Attâr geçmişten bir tebessüm gönderirmiş. Bir Neyzen varmış, bir Devmor hepsinin adı Hızır’mış. Zaten her geceyi Kadir, her kişiyi Hızır bilmek varmış bu hayatta.

Neyzen ve Devmor’u anlatmadan olmaz. Neyzen de Devmor da kahramanımızın hem içinde hem dışında var olan iki karakter olarak karşımıza çıkıyor romanda. Batılı tarzda şizofrenik kabul edilecek bu iç sesler, karakterleri birbirinden çok farklı evrenlerde inşa edilmiş üç kişinin nasıl kaynaşabileceğini, uyumu yakalayabileceğini, birbirinin elinden tutabileceğini, kurt değil Hızır olunabileceğini gösteriyor. Neyzen “İçindeki ilahi yazılımın” sesi oluveriyor kahramanımızın. Bilgeliğin, toplum vicdanının sesi olarak çıkıyor karşımıza.

“ Beyoğlu Osmanlıya boynuzların takıldığı yerdir azizim. Cemiyetin fikri sabitinde orası daima nefsin kustuğu bir yerdir… Ecdadın vakti evvelinde istisnaen müsaade ettiği bir şirk…” deyiveriyor tam da demesi gereken yerde.

Devmor mücadelenin adresi. Bu üç arkadaşta sembolleşen şey kesret içinde vahdet. Bir tevhid ki zıtlar birbiriyle kaim. Hayat da böyle değil mi zaten, insan bunu başarabilecek güçte değil mi, huzur da bunu başaranların hakkı değil mi?

Kitap üzerine yarım günlük konuşmalar yapabileceğiniz, birbirinden güzel inşa edilmiş cümlelerle dolu. İştahınızı kabartmak için bir iki tanesini paylaşacağım.

“Çünkü ego şişede durduğu gibi durmuyordu.”

“Zaman, fena bir aslan terbiyecisiydi usta.”

“Etin konuştuğu yerde, önce kalp sonra akıl çürüyordu çünkü.”

Asmalı Mescit ve tayfası ile Eminönü ve tayfasının yollarını kesiştiren “Kendinden tesettürlü” kızımın Balgın’a hiç mi hiç değinmeyeceğim. O da henüz okumayanlar için bir merak konusu olsun.

Ben elimden geldiğince dilimin döndüğünce yazdım. Gerisi size kalmış.

“Yazana değil, yazdırana bakılır bu hayatta nasıl olsa…”

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: