Geleceğin Kabusları

living_nightmares_by_alexiuss-d54rgq4-620x350 Geleceğin Kabusları

Yıl 2006… Daha Metal Fırtına yeni çıkmış, küçük bir ev partisine davet edilmiştim. Ev sahibim tekstil şirketleriyle çalışan bir modacıydı ama gerek iş çevrelerinden, gerekse medya dünyasından arkadaşları vardı. Partide, gen üzerine araştırmalar yapan bir şirketin ortağı iş adamıyla sohbet ettim. Kanada ortaklı, Türkiye’de araştırmalarını sürdüren bir gen şirketi… Sohbetimizin tüm ayrıntılarını yazamam ama gen mühendisliğinin hangi aşamalara geldiğiyle ilgiliydi. Gattaca adlı filmde anlatılan gelecek canlandı kafamda. Artık istenirse matematik, fizik veya kimyaya yeteneği olacak bebek seçimine kadar geldiklerini söylemişti. Bildiklerimin birazını “Metal Fırtına 2 – Kayıp Naaş”da kullandım. Kitabı okuyanlar hatırlayacaktır.

GEN KASTLARI:

Hindistan’da kastlara ayrılmış bir toplum yapısı var biliyorsunuz. Varna Sanskritçe bir kelimedir. “Sınıf, statü, renk” anlamlarına gelmektedir. Dört çeşit Varna vardır:

Brahmanlar (Entelektüel bir tabakadır. Kutsal yazıları (Veda) yorumlayan kişilerdir. Bilginler ve rahipler bu tabakada yer alır.)

Kshatriyalar (Askerler, prensler ve üst düzey memurların oluşturduğu bir tabakadır.)

Vaişyalar (Tüccarlar, toprak sahipleri ve çiftçiler)

Şudralar (İşçiler ve köleler)

Bu kastlar dışında bir de dokunulmazlar vardır. Paryalar olarak bilinen bu grubun hiçbir hakkı yoktur.

prompt4-620x350 Geleceğin Kabusları

Kast sisteminin dini bir kökeni vardır ama esasında politik bir plandır. Ariler, Hindistan’ı işgal ettikleri zaman yerel halka göre nüfusları az olduğu için yönetebilmek adına böyle bir sistem oluşturmuş. Katı uygulamalarında kastlar arasında evlilik olmaz, aynı masada oturup yemek bile yiyemezler. (Sohbet ettiğim güzel bir Balili kız şunu anlatmıştı; bir erkek onunla ilgilendiği zaman, eğer beğenmemişse o erkeğin kastından olmadığı yalanını söylüyormuş. Demek ki şu anda kast sistemi kontrolü gevşek.)

Bebeklerin gen mühendisliği ile belirlendiği bir gelecekte ister istemez kast sistemi oluşacaktır.  Gelir uçurumu artacak; zenginlerin çocukları daha mükemmel bir gen mühendisliği ile doğacaktır. Bu durumda işçi sınıfının soyu da işçi olacaktır. Kastlar arasında evlilik gen sınıfına göre belirlenecektir. Zaman içinde gen mühendisliği ile tamamen farklı insan türleri olmaya başlayacağız. Belki de sistem, işçi sınıfını veya alt tabakayı daha kolay kontrol altında tutmak, zeka ve yeteneklerini sınırlayabilmek için müdahale verecektir.

EĞİTİM SİSTEMİ:

Teknolojinin bir etkisi de elbette eğitim sistemi üzerinde olacaktır. Okullar yazılımlarla çalışacaktır. Yani okullar öğretmenlerinin, binalarının, sosyal imkanlarının değil, yazılımlarının reklamını yapacak. Zengin çocuklarına elbette daha iyi yazılımlar yüklenecek. Bir dili öğrenmeyeceksiniz; onun yazılımı size yüklenecek. Sıradan halka ise standart yazılımlar. Devlet okulu, özel okul gibi yani…

Nasıl şu anda okul düzeyinde testlerle çocuğun hangi okul türüne gitmesi belirleniyorsa, yapabileceği meslekler saptanıyorsa, gelecekte bu ana karnında gen düzeyinde veya gelir durumuna göre olacak.

365388_1331985548_large-620x350 Geleceğin Kabusları

KLONLAR:

Robert Bloch’un bir hikayesinde insanlar öldürmek istediklerinin klonlarını yaptırıp onu öldürüyordu. Örneğin patronunuzdan nefret ediyorsunuz, klonunu yaptırıp öldürebiliyorsunuz. Hikayede karısından kurtulmak isteyen biri klonunu yaptırıyor ama yapay olanı yerine gerçeğini öldürdüğü için yakalanıyordu.

2005 yapımı “The Island” filminde ise insanların yedek parçası olarak kullanılan klonlardan müteşekkil bir yapı anlatılıyordu. İki klon oradan kaçınca gerçeği öğreniyordu. (Kura çıkan klonlar cennet gibi bir adada yaşama şansı kazandıklarını sanıyorlar ama esasında gerçek insanların hastalanan organları için parçalanıyorlardı.) Bir zamanlar nasıl kölelik sistemi varsa, gelecekte de klonların “insan sayılmaması ve hakları olmaması” üzerine dehşet yaşanacakdır. Örneğin arenalarda ölümüne savaştırılacaklar, avlanacaklar, ölümcül oyunlarda kullanılacaklar veya sapıklar tarafından işkence malzemesi haline getirileceklerdir.

İNSAN TANIMI:

Gelecekte üzerine en çok tartışılacak konulardan birisi insan tanımı ve haklardır: gen kastlarının sınırlı hakları olabilir, klonlar insan sayılmayabilir veya düşünebilen robotlar, cyborglar, androidler… Mesela bir insanın ne kadarı metal ise insan sayılır? Bu konuda hak savaşları yaşanabilir. Klonlar veya robotlar hakları için isyan edebilir.

women-futuristic-cyberpunk-620x350 Geleceğin Kabusları

ESTETİK VE CİNSEL KİMLİK:

Gelecekte güzellik satın alınabilir bir ürün olacaktır. Estetik o kadar ilerleyecek ki, belki ayda bir tip değiştireceksiniz. Aynı konu cinsel kimlik üzerine de olacak. Belki yılda bir cinsiyetinizi değiştirebileceksiniz. Eski karınız (evlilik kurumu kalırsa tabii) birkaç yıl sonra başkasının kocası olarak karşınıza çıkabilir.

SURETLER (AVATAR):

2009 yapımı Surrogates filminde insanlar bir makineye bağlıyken, sokaklarda, işlerde ise Suretleri yaşıyordu. İnsanlar sevişmiyordu mesela, Suretleri sevişiyordu. 1992 yapımı Freejack de ise başka bir kente yolculuk etmek yerine, oradaki bir insanın bedenini kiralıyordunuz. Mesela New York’tasınız, Las Vegas’ta iş görüşmeniz var; bir makineye bağlanıp, oradaki bir insanın bedenine giriyorsunuz.

2009 yapımı Gamer filminde ise insanlar, suçluların bedeninde ölümcül savaşlar yapıyordu. Evinde oturan şişman bir erkek, güzel bir kadının bedenini kiralayıp erkeklerle sevişebiliyordu. Suret insan veya makine olabilir ama bir gün belki de gerçek insanlar makinaya bağlı olacak, sokaklarda suretleri dolaşacak. Aynı mantık sanal dünyada da geçerli olabilir.

ŞİRKET KÖLELİĞİ:

Siberpunk yazarı William Gibson’ın kitaplarında gelecekte çok büyük ve güçlü şirketler vardır. Çalışanları bir anlamda Zaibatsu denilen bu şirketlerin kölesidir. Damarları içine zehirli baloncuklar takılıdır. Belli zamanlarda müdahale edilmezse çözülür ve sahibini öldürürler. Bu nedenle şirket çalışanı kaçamaz. (Eğer çok önemli araştırma konumunda bilim insanları şirket değiştirmek isterse, kaçırmak ve sağ kalmasını sağlamak için özel görevli kişiler vardır.)

“Paycheck” filminde ise hafıza silme işlemi uygulanıyordu. Mesela çok gizli bir projede iki yıl çalışacaksınız: o süre sonunda iki yıllık hafızanız siliyor. Yani parayla yaşamınızın belli bir dönemi satılıyor.

3027921-slide-3027921-inline-cyberpunk-620x388 Geleceğin Kabusları

SANAL DÜNYALAR:

The Matrix”i hatırlarsınız, esasında sanal bir kentte yaşayan, gerçek bedenleri ise pil olarak kullanılan insanlar… Bu kadar kabus olmazsa bile belki de insanlar gelecekte makineye bağlı, kendilerinin zengin, başarılı veya imparator olduğu sanal alemlerde yaşayabilir. Sadece güç, başarı değil, belki de fantastik bir alemde savaşçı, büyücü olmayı da tercih edebilirsiniz.

ANI VEYA RÜYA ALMA-SATMA:

Total Recall” filminde olduğu gibi bir tatile gitmek veya macera yaşamak yerine sanalını alabilirsiniz. Aynı şekilde gelecekte anı satma veya alma söz konusu olacak. Veya “Eternal Sunshine of The Spotless Mind” filminde olduğu gibi anı sildirme.

DEVLET KÖLELİĞİ:

Diyelim ki totaliter bir rejimde yaşıyorsunuz: devlet doğduğunuz an vücudunuza bir cihaz takar: istediği zaman uzaktan tek bir düğmeye basarak ölmenizi sağlayabilir. Bu durumda isyan etmek imkansız hale gelir. Yaşamınız boyunca köle olarak kalırsınız.

PARA ZAMANDIR:

Nüfus çok artmıştır, kaynaklar yetersizdir: Sistem doğduğunuz anda size bir yaşam süresi verir: diyelim ki 60 yıl… Bu süre bitince öleceksinizdir. Ama zenginler ve güçlüler ölmek istemez. Bu durumda zaman satma süreci başlar. Bütün ekonomik sistem zamanın para olduğu bir sisteme dönüşür. Çalışınca zaman alır, yemek yeyince zaman ödersiniz mesela.

Ben böyle bir roman düşünmüştüm. Yıllar sonra “In Time” diye bir benzeri yapıldı. Ama benim kurgum filmden farklıydı. Yine de benim ve Hollywood’un aklına böyle bir gelecek gelmesi rastlantı değil, zira gelecekte zaman para olabilir.

UYUŞTURUCULAR:

Uyuşturucu gelecekte en büyük gelir kapılarından biri olacak. Sentetik uyuşturucular çok gelişecek; kişiye özel uyuşturucular yapılacak. Ayrıca uyuşturucu yazılımları satılacak. Sanal cennetler de uyuşturucu sayılır. Devletler insanları kontrol etmek için ömürlerini bir makineye bağlı sanal cennette geçirmesini sağlayabilir.

11022308573_41f24fdc64_k-620x400 Geleceğin Kabusları

TEKNO DİNLER:

Dinler hiçbir zaman yok olmaz: zira inanç dışında politik ve ekonomik ayakları üzerinde durur. Gelecekte dinler teknoloji ile şekil değiştirecektir. Yazılımlar ve cihazlarla tarikatlara, şeyhlere bağlanacaktır insanlar. Teokrasi (din diktatörlüğü) yaşanan bir ülkede ibadetler tamamen kontrol edilebilir, insanların bedenlerine cihazlar takılabilir, ibadet etmeyenler uzaktan tek tuşla öldürülebilir. Yine sanal cennet veya cehennemlere atılabilir insanlar.

Daha yazacak çok şey var ama Güneş Sistemi’ne yayılan insanlığı neler bekleyeceği ile bitireyim:

AY ÇOCUKLARI:

Ay’da üs kurulduğunda oraya ilk olarak belli bir IQ üzerinde ve seçilen insanlar gidecektir. Ve bunların çocukları Dünya ortalamasından daha yüksek IQ’da bir toplum oluşturacak. Ay’da yerçekimi Dünya’nın altıda biri. Bu nedenle fiziksel olarak daha narin olacaktır Ay çocukları. Zamanla Dünyalılar, Aylılarla güçsüz diye fiziksel özellikleriyle dalga geçerken, onlar da Dünyalılara mağara insanı diyebilir. Ay teknolojik ürünlerini Dünya’ya satarken, Dünya’dan yaşamaları için gereken kaynakları alacaktır. Ama eninde sonunda bu bir savaşa dönüşebilir: sonuç Dünya’nın Aylıların istilasına uğraması olabilir.

MARS İNSANLARI:

Mars’ta koloni kuracak ilk insanlar zor koşullarda yaşayacaktır. Onların çocukları ise kendilerini Dünyalı değil, Marslı görecektir. Marslılar, Dünyalıların onları sömürdüğünü düşünürken, Dünyalılar ise kendi gezegenlerinin kaynaklarını Marslılara harcadıklarını söyleyecektir. Bu da gelecekteki sürtüşmelerin ve savaşların temelidir.

ASTEROİD KABİLELERİ:

Gelecekte uzay madenciliği yapan şirketler asteroidlerde işçi toplumları oluşturacak. Bunlar vahşi kapitalizmde işçi köleliği olabilir. Ama değişik toplum kültürleri oluşacaktır. İnançların veya şartların oluşturduğu garip kabileler. Örneğin Triton adlı bilimkurgu romanda heteroseksüelliğin anormal karşılandığı, eşcinsel asteroid kabileleri vardı.

U8721VM9p9C2v1o6cKJ4qEnGqnE7IoTQgZI-VTdwyTBeimAcIoxXpgK8bPeslY9pPJIvB5IWW2-452kaM8heLSRgleGBo7BMwe94ZaQh1uCkDFolvuQTVTO2H0nRhDaRLu6tllUzPZIpIxmhkZkf6dZXDZ95SOL-PXs9iQ-620x325 Geleceğin Kabusları

Özetle: insanlık Güneş Sistemi’ni kolonileştirirken veya başka yıldızlara giderken, “türcü” değil, gezegenci olacaktır. Amerikan bağımsızlık savaşını düşünün… Amerika’ya yerleşen İngiliz koloniciler kendilerini İngiliz değil, uzaktaki bir ülkeye adaletsiz vergi veren yerleşimciler olarak düşündüler. Ve sonunda isyan ettiler. Uzayda da başımıza bu gelecektir: ya Dünyalılar güçle veya ellerindeki kaynaklarla kolonileri ezecek ve sömürecek, ya da koloniler kısa sürede Dünya’dan daha güçlü olarak atalarının gezegenini köle edecektir.

Burada kısa kısa yazdığım her başlık farklı kurgularla roman olabilir… Polisiye, aşk, korku, macera…

Geleceğin Kabuslarıyla ilgili fikirlerimin bazılarını kendime saklıyorum doğal olarak: roman veya öykü konularım… Örneğin insan türü çok değişik fiziksel özellikler geçirebilir, boyu küçülebilir, satmak üzerine değişik sıvılar üretebilir, beyni dışında bütün bedeni metal olabilir.

Orkun Uçar

Metal Fırtına serisinin yazarı, hayal gücü komutanı... 1 Haziran 1969 Gölcük Kocaeli doğumlu olan Orkun Uçar, deniz astsubayı olan babasının görevi gereği bulunduğu Bartın’da büyüdü. Üç yaşından itibaren çocukluğu, ilk, orta ve lise öğrenimi, üniversite sınavını kazanarak İstanbul’a göç edene dek bu şirin ve güzel kentte geçti. İstanbul Basın Yayın Yüksek Okulu’nu okurken çeşitli gazete, dergi ve televizyonlarda çalıştı. Yazarlığa üniversite birinci sınıfta aldığı bir daktilo ile başladı. Gırgır Dergisi, Yeni Günaydın ve Yeni Yüzyıl gazetesi Cafe Pazar ekindeki çizgiroman senaryo çalışmaları ile dönem dönem yazarlık kariyerini geliştirdi. 1999 yılında Nostromo Bilimkurgu Kısa Öykü Yarışması’na katılarak dört yıl ara verdiği yazarlığa döndü. Bu yarışmada aldığı birincilik profesyonel yazarlık için cesaret verdi. İnternet üzerinde kurduğu Xasiork Ölümsüz Öykü Kulübü ile editör ve yazar olarak edebiyat dünyasına katkıda bulundu. Ortağı olduğu Xasiork Ölümsüz Öyküler Yayımevi 2002 yılında kuruldu, 2004 Haziran ayında kapandı. Orkun Uçar’ın 2004 yılı Aralık ayında çıkan "Metal Fırtına" adlı politik kurgu romanı gündeme damgasını vurdu. 15 Nisan 2005 yılında Altın Kitaplar yayınevinden "Asi / Habis Üçlemesi I" adlı epik fantezi kitabı çıktı (Derzulya serisinin ilk kitabı). Orkun Uçar imzalı "Metal Fırtına 2 - Kayıp Naaş" 2005 Eylül ayında yayımlandı ve bir ay içinde ikinci 100.000’lik baskısını yaptı. Yazarın hayat öyküsü, röportajları ve çeşitli konulardaki yazılarının yer aldığı "Metal Fırtına’yı Kim Yazdı ve Hayal Gücünün Komutanları" isimli kitabı da Eylül 2005’de kitap raflarında yerini aldı. 2006 Haziran’ında Hakan Yılmaz Çebi ile “Kara Divan” adlı bir sohbet kitabına imza atan yazar, 11 Eylül 2006’da yayımlanan “Metal Fırtına 3 – Kızıl Kurt”ta Gökhan Birdağ macerasına devam etti. 2007 yılı Şubat ayında ise okuyucu karşısına “Zifir” adlı değişik bir kitapla çıktı. Burak Turan’la birlikte imza attıkları bu kitap aksiyon, politik kurgu ile gizemci kurguyu birleştiriyordu. Orkun Uçar şu anda Derzulya serisinde yer alan “Asi”nin devam kitabı, Habis Üçlemesi II “Sarı İstila” üzerinde çalışıyor.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: