Göç-I

2013_temmuz_sebnem-1-1024x500 Göç-I

Göç-1

“Medeniyetler bir göç sonucu oluşur” şeklindeki bir kabulü, düşünce adamları söylerler. Bu tesbit çok iddialı da olsa gerçeği yansıttığı yadsınamaz. Çünkü tarihin derinliklerinden bu tarafa kurulan medeniyetler ele alındığında bu gerçeklik görülebilmektedir.

Bu gerçekliğin esas sebebi göç eden insanların yeni vatanlarında tutunma arzusu olmalıdır. Yerleşik hayata geçmiş rahat insanlar çok sakin hareket ederler. Doğrusu tabir yerindeyse “tuzu kuru” olan bu insanların çok çabalamasına gerek yoktur. Onlar alacaklarını almışlar, ellerindeki ile yaşamanın tadına varmaya çalışmaktadırlar. Bu sebeple toplumsal gelişmelerde ellerindekini kaybetmeme arzusuyla geri planda kalırlar.[1] Şimdi tarihte göç sonucu medeniyetler oluşturmuş bazı örnekler üzerinden kanaatimizi netleştirmek istiyoruz.

Medeniyet Oluşturan Göçler

 İlk Çağ

Hititler, Kafkaslardan Orta Anadolu’ya Milattan önce ikibin yıllarında gelip Orta Anadolu’ya yerleştiler ve MÖ. 1400’lerde imparatorluk haline dönüşüp  tarihin ilk yazılı antlaşması olarak bilinen “Kadeş Antlaşması”nı MÖ. 1296’da Mısırlılar ile yaptılar. Ancak MÖ. 1200’lerde bu sefer batıdan gelen göçler sebebiyle zayıflarken, Doğudan gelen Asurlularca MÖ. 700’lerde yıkıldılar.[2]

Ege tarafından göçlerle gelen Frigler, Anadolu‘da MÖ. 800’lerde devletleşseler de yine Kafkaslardan gelen Kimmerlerin baskısı ile zayıflayıp Persler tarafından yıkıldılar. Lidyalılar da MÖ. 1200’lerde bir göç sonucu Anadolu’ya gelmiş ve Ege bölgesinde medeniyet kurmuşlardır ve tarihin ilk parasını basmışlardır.[3] Yine Batı Anadolu’ya Yunanistan’dan göçen İyonyalılar burada bir medeniyet kurmuşlardır. Ticari yollara hakim olup kolonici faaliyetlerde bulunmuşlardır. Asya kökenli bir kavim olarak Doğu Anadolu’ya gelen Hurriler Urartu devletini kurmuşlardır. MÖ. 600’lerde yıkılmışlardır. Onların medeniyet göstergeleri Van civarında bulunmaktadır.[4] Yahudiler göçmen bir ırktır. Önce Hz. İbrahim ile başlayan bu süreç Mısır’dan göçle tamamlanan maceraları sonrası Hz. Davut ve Hz. Süleyman döneminde büyük bir yapılanmaya şahit olunur.

Orta Çağ

    Hicret

İslam medeniyeti zorunlu bir göç ile başlamıştır. Buna hicret diyoruz. Medine’ye gelen Muhacirler çok azınlıkta iken sonraları Ensar geri planda kalmış, her işte Muhacirler önplana çıkmak durumunda kalınmıştır. Ensar yerleşik hayatı olup, bağı ve bahçesi ile uğraşırken, Muhacirler yeni yerlerinde tutunma çabası ile yoğun bir mesai harcamışlardır. Pazarı ele geçirmiş, ticareti yürütmüş, savaşlarda ön planda yer almışlardır.

Amenu-iman ettiler, Haceru-hicret ettiler, Cahedu-savaştılar[5] gibi kelimelerin ardı ardına gelmesi bir tesadüf değildir. Bunda belli bir amaç var. Karar verme, göç etme ve gayret etmeyi anlatmaktadır. İşte biz de tam bunu diyoruz. Göç eden çaba sarfeder. Uğraşır, çırpınır, tutunmaya çalışır. Dünyanın yasası ise şudur; çalışan kazanır, uğraşan başarılı olur.

Tarih hicret eden kavimlerin iyi haberlerini verir, ama yerlerinde kalanlardan aynı haberleri vermez. Yerli, sükûn halinde olduğu için zaaf içindedir. Sükûn, zaaf ve hareketin aksi belirtileri ve kudret ve güçtür. Muhacir (hicret eden) hareketli ve atak olduğu için güç ve kudret sahibidir.[6]

    Endülüs-Sicilya

Endülüs’te 9 asır, Sicilya’da 4 asır parlak medeniyetler kuran Müslümanlar öncesi buralarda çok medeni bir yapılanma göremiyoruz.[7] Ancak bu tarihlerden itibaren buralarda müthiş bir medeniyet görüyoruz.[8] Doğudan getirdikleri teknikleri burada buldukları kadim Yunan kültürüyle mezcedip yeni bir medeniyet ürünü ortaya koyarak batının aydınlık çağa geçmesine sebep olmuşlardır.

     Türkler

“Ortaçağ’ın en önemli göçü Türk göçleridir” dersek abartı olmaz. At üzerinde Anadolu, İran, Suriye, Irak ve Balkanlara yerleşen bu insanlar, kısa sürede adeta çadırdan imparatorluğa diyebileceğimiz bir devasa devlet kurdular. 28 adet vassal devletin kendine bağlı olduğu Selçukluların medeniyete katkılarını burada saymakla bitiremeyiz.

Bu bağlamda Türkler, son bin yılın devlet kurucu göçmenleridir. XV. Asra geldiğimizde dünyadaki dört büyük Müslüman devletin hepsi de Türktür ve muhacir olarak gelip devlet kurmuşlardır. Osmanlı, Memluk, Safevi ve Babürlüler.

Yeni Çağ

    Osmanlı ve Yeniçerilik

Tarihin neredeyse bütün büyük ölçekli ve uzun ömürlü organizasyonları muhacirlerin eseridir. Muhacirler kurar, devşirmeler devam ettirir. Osmanlı askeri sisteminin belkemiğini Yeniçeri ocağı oluşturur ve yaklaşık 5 asır boyunca Osmanlı’nın başarılarına önemli bir katkısı vardır. Bu ocak genel olarak yabancı insanlardan oluşurdu. Yahudi, Trabzon Rumları, Rus, Çingene, Gürcü, Kürt, Arap, Acemler, Türkçe bilenler ve İstanbul’a gelip gidenler ocağa alınmazdı.[9]

Niye yeniçeri bunlar dışında oluşturuluyor? Devlet biliyor bunların gayretli çalışacağını, arkasını kimseye dayayamayan yetimlerden büyük iş çıkaracağını. Dünyayı bu gün yetimler yönetiyor. Putin bir yetim, Obama babasız büyümüş. Bunlara herşeyi yaptırabilirsiniz. Ancak çevresi olanlara herkes karışır, iş yaptırtmaz.[10]

Önemli işler yapacaksanız yakın çevremizde bir yerlere bağlantılı kişiler bulundurmamamız gerekmektedir. Bu sebeple iş çıkartacak kişileri uzaktan devşirilmek zorunda kalınır. Çin tarihinin en büyük amirali, Müslüman Türk bir devşirme olan Zheng He’dir ve çok ünlü biridir. Bu gün Coca Cola’nın başında da bugün aynı şekilde bir Müslüman Türk olan Muhtar Kent bulunmaktadır. Bu dev şirket kendi ailesinden birini bulamamış da bunu görevlendirmiş? Doğrusu devşirme her zaman büyük iş görür. Bu sebeple bu gün ABD ordusunun erat tabakasının önemli bölümü yabancıdır. Buna lejyoner de denilebilir.

Devşirmelerden hakkıyla yararlanabilmek için temel kıstas nesnelliktir. Yani onlara ilkeli, tarafsız davranmalısınız. Kabiliyet ve gayretleri ölçüsünde yükselip düşmelidirler. Çağdaş işletme yönetiminde de “eleman devşirme” anlayışı farklı değildir. Yirminci yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran Taylor felsefesinin özü şudur: Personeli gelişi güzel değil, hüner derecelerini yansıtacak bilimsel bir seçimle işe alın. Sonra kendi başlarına bırakmayıp eğitin, öğretin, geliştirin. Max Weber de her tür organizasyonda işe alımların liyakat ilkesine göre yapılması gerektiğini söyler: kayırmacı olmayın; insanları size yakınlıklarına göre değil, hüner, bilgi ve tecrübelerine göre işe alın.”[11]

Vezirler

Osmanlı’yı niye devşirmeler yönetmiştir? Sorusu çok önemlidir. Bildiğimiz kadarıyla 60 kadar Arnavut 13 tane Boşnak, önemli oranda Gürcü vezir bulunmaktadır. Türkler genelde vezir olmuyorlar. Çok nadir Nevşehirli İbrahim Paşa gibi. Hep göç etmiş ve yabancılar yapılıyor. Çünkü yerliler doymuş insanlardır. Uğraşmazlar. Ama yabancı biri başarmak zorundadır. Dahası Osmanlı bu gerçeği bildiği için Türklük adeta aşağılanan bir şeydi  ve “etrakı bi idrak”  şeklinde algılanıyordu. Yönetimi genelde hep göçmenler hakim oldu ve yürüttü. Atatürk’ün “ne mutlu Türküm diyene”  sözünü niye söylediğinin sebeplerini burada aramak gerekir.[12] Değilse bu kadar ırkların karıştığı bir Anadolu devletinin kurucusu olarak böyle bir safkan ırkçılık saikiyle söyleyebileceğini zannetmiyorum. Bu olsa olsa Osmanlı’daki yerleşik düzenin artık yeni devlette yürümeyeceğine karşı motto şeklinde söylenmiş önemli bir tepki olmalıdır.
    Amerika

Bu günkü dünyanın en öncü toplumu olan Amerika’nın bir göç olayı üzerine kurulduğunu belirtmeliyiz. Gerek beyazların gerekse de siyahların ilginç bir başarı hikayesidir. Avrupa’nın Endülüs’ten bu yana yüzyıllardır göç alan bir toplum olduğunu belirtmeye gerek yoktur. Endülüs’teki kalifiye insanların tersine bir göç ile Avrupa içine de taşındıklarını biliyoruz. Avrupa’nın ilerlemesinde bunları göz önüne almak gerekir.

 

Kaynakça

[1] Bkz. Sosyoloji Divanı, (göç dosyası), Konya, 2015.

[2] Bu konularla ilgili bkz. İslam Ansiklopedisi ilgili maddeler.

[3] http://www.munise.org/ilk-parayi-romalilar-mi-yoksa-lidyalilar-mi-bulmustur/

[4] Friedrich-Karl Kıenitz, Büyük Sancağın Gölgesinde, çev. Seyfettin Halit Kakınç, byy, trz, 18.

[5] Enfal, 72.

[6] https://mehmetselvi.wordpress.com/2011/03/16/hicret-1-dr-ali-seriati/

[7] Bkz. Mehmet Özdemir, Endülüs Müslümanları, Ankara, 2012.

[8] Bkz. Mehmet Azimli, Tarih Okumaları, Ankara 2016, 81-106.

[9] Erol Özbilgen, Adab-ı Osmaniyye, İstanbul 2003, 241; ayrıca bkz. Hans Dernschwam, İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü, Çev. Yaşar Önen, Ankara 1987, 88.

[10] Serdar Özdemir: Osmanlı Devleti’nde Devşirme Sistemi, 2008, s. 63.

[11] Mustafa Özel, Anlayış Dergisi, sayı 84. 2010

[12] Gündüz Vassaf, 40 Yıl Önce 40 Yıl Sonra,  İstanbul 2006, 267.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: