Kürtler-3 Cezire’de Kimler Yaşıyordu?

kürtler-images Kürtler-3 Cezire’de Kimler Yaşıyordu?

Kürtler

Konumuza kaldığımız yerden devam edersek; Cezire’de ilk fetihler sırasında yaşayan unsurlar Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Rumlar idi. Cezire, İslam öncesi de zaman zaman Rabia ve Mudar Araplarının bulundukları bir yerdir.[1] Ayrıca diğer Arap kabileleri de bölgeye göç ederlerdi.[2] Burada yaşayan Araplara Cezire Arapları deniliyordu.[3] Sahte kadın peygamber Secah b. Haris bu bölgedendi[4] ve emrindeki Cezire’li askerlerle bu bölgeden gelip[5]savaşmıştı.[6] Mağlub olunca da bu bölgeye çekilmiş,[7] dayıları olan Tağliblilerin yanında kalmıştı.[8]
 Süryaniler ise eskiden beri bu bölgede idiler. Ermeniler Ermenistan bölgesinden Anadolu’nun değişik yerlerine dağıldıkları gibi burada da bulunuyorlardı. Rumlar ise daha çok askeri amaçla bölgeye getirilmiş olup Mardin yakınlarındaki Dara gibi Bizanslıların askeri garnizonlarında bulunuyorlardı. [9]
Kürtlerle Savaş
Yukarıda aktardıklarımıza katkı olması açısından ilk fetihler sırasında Kürtlerin yurdunun neresi olduğunun en güzel delili olarak şu tarihi olayı da nakletmek istiyoruz; İlk fetihlerde Cezire bölgesinde Kürtlerle karşılaşmayan Müslümanlar İran topraklarına ulaştıklarında Kürtlerle karşılaştılar. Kürtler, gelen İslam ordularıyla kıyasıya mücadele ettiler. İran bölgesi fethedilirken, Kürtlerin yaşadığı bölgeye de sefer düzenlenmiş[10]  ve bu sefer öncesi Hz. Ömer, ilim ve fıkıh erbabı birisi olan Seleme b. Kays el-Eş’ârî’yi Kürtlere karşı komutan olarak görevlendirirken, ona özetle şu nasihatlerde bulunmuştu:
“Allah’ın adıyla ve besmele çekerek yola çık. Allah yolunda Allah’a savaş açmış kimselerle çarpış, onları İslam’a davet et. Sizin lehinize olan onların da lehine, aleyhinize olan da onların aleyhine olsun. Şayet düşmanlarınız sizin onları İslam’a davetinize icabet etmezlerse onları cizye vermeye davet edin. Eğer cizye vermeyi kabul ederlerse onlardan cizyelerini al. Fakat Müslüman olmayı ve cizye vermeyi de ret ederlerse o zaman onlarla savaşınız. Onlarla savaşırken zulmederek insanları öldürmeyiniz. Aynı şekilde çocukları öldürmeyiniz, kulak, burun gibi organları kesmeyiniz.”[11]
Sadece bu aktarım bile yukarıdaki katliam iddialarını yalanlamaya yetmektedir.[12] Savaş öncesini anlatan askerler şunu açıkça belirtirler, “Müşrik Kürtlerle karşılaştık, İslam’a davet ettik. Reddettiler.[13] Bu durumda vatandaşlık vergisi olan haraç vermelerini teklif ettik. Reddettiler. Bunun üzerine savaştık ve onları mağlup ettik.”[14] Nitekim Kürtlerle yapılan bu savaş sonucunda sadece savaşçılarının öldürüldüğü kaynaklarda net olarak aktarılmaktadır.[15]
Cezîre’nin Fethi (16/637)
Bu noktada yukardaki iddianın daha iyi anlaşılması için Kürtlerin sonradan yerleşeceği Cezire bölgesinin fethini kısaca aktarmak istiyoruz;
Hz. Ömer döneminde Irak bölgesi fetihleri doğuya Sasanilere doğru ilerlerken, Suriye fetihleri de neredeyse Anadolu’daki Toroslara dayanmıştı. İşte bu noktada arada kalan Cezire, müdafaasız ve adeta Bizans tarafından yerel güçlere terk edilmiş ve çok az kalede Bizans askeri kalmıştı.[16] Ayrıca Cezirelilerin Bizans kuvvetlerine destek çıktıkları, teşvik ettikleri de[17] bilindiğinden bu bölgenin desteğini engellemek, Bizans’ın asker topladığı yerlerden biri olan Armenia’nın(yaklaşık Doğu Anadolu) yardımını kesmek açısından da buranın fethi gerekliydi.[18]
Cezire bölgesi ve çevresi, İslam tarihinde Müslümanların sulh ile fethettikleri yerlerin başında gelir.[19]  Cezire’yi, Şam bölgesi komutanı Iyaz b. Ğanm fethetmiştir[20] ve bölge fetih sonrası Şam valilerinin kontrolüne verilmiştir.[21] Iyaz, 18/639’da yaklaşık 8 bin askerle Cezire üzerine yürümüş, Rakka ve Ruha’yı (Urfa)[22] kontrol altına aldıktan sonra Harran’a ulaşmıştır. Harranlılar bir müddet direniş gösterdikten sonra şehrin kapılarını açmak suretiyle Müslümanlara teslim olmuşlardır.[23]
Cezire’ye giren ordunun bir kısmı Safvan b. Muattal komutasında Adıyaman, Samsat bölgesine yönelmiş ve buraları fethetmiştir.[24] Malatya’ya kadar olan yerler, Samsat üzerinden fethedilmiştir.[25] Iyaz komutasındaki birlikler ise doğuya yönelerek Nusaybin, Sincar, Meyyâfârikîn, Âmid (Diyarbakır), Mardin, Dârâ ve Erzen’i fethetmişlerdir.[26] Bölge bu şekilde 19-20/640-641 yıllarında tamamen Müslümanların hakimiyetine geçmiştir.
Sahabe orduları, Cezire bölgesinin neredeyse tamamını Ruha Antlaşmasına göre fethettiler. Bu antlaşmanın maddeleri aynen şu şekildedir, “Ben onların canları, malları, çocukları, kadınları, şehirleri ve değirmenleri için eman verdim; şu şartla ki onlar üzerlerindeki hakkı ödesinler. Köprülerimizi tamir etmeleri, yollarını şaşıranlarımıza yol göstermeleri de onlardan istediğimiz diğer şeylerdir. Bölge halkı Müslümanlara korunmaları karşılığı cizye verecekler, Müslümanlara karşı ihanet içinde olmayacaklar, Müslümanlar da onların canlarını ve mallarını koruyacaklar, kiliselerini yıkmayacaklar ve oturmayacaklar.”[27]
Bölgenin kahir ekseriyeti bu anlaşma ile sulhen ele geçirilirken, yalnız Amid kalesi gibi bazı yerler direnmiştir. Amid zorla ele geçirilse de Müslümanlar bir âli cenaplık göstererek Ruha anlaşmasını buraya da şamil kılmışlardır. Şimdi bu Amid ismi nedir? Bu soruya cevap verelim.
Amid Nedir?
Amid, isminin İslam öncesi Bizans döneminde kullanıldığı bilinmektedir. Ancak son dönemlerde bu ismin Kürtçe olduğu ve -yanlış bir kullanımla- Amed şeklinde kullanıldığı görülmektedir. Esasen Amed diye bir yer yoktur. İslam öncesi Amid olarak kullanılan bu isimden dolayı İslam tarihindeki alimlerin bu şehre nispetle Amidî (Amedî değil) diye anıldığını biliyoruz.[28]
Ayrıca daha önce ifade ettiğimiz gibi, Kürtlerin o dönemde henüz bulunmadıkları bir şehir için bu ismi kullanmaları mümkün değildir. Bu isim muhtemelen Asuriler döneminden kalma olup Rumlar tarafından kullanılmıştır. Zebidi, bu ismin bölgeye hakim olan Rumlardan kaldığını ve Rumca olduğunu söyler.[29]
Doğrusu Müslümanlık öncesi bölgeye hakim olan Bizanslıların kullandığı bu isim, Müslümanlarca kullanılmaya devam edildi. Ancak Amid şehrinin çevresine Müslümanların hakimiyeti döneminde bölgeye yerleşen Bekr oğullarından dolayı Diyar-ı Bekir şeklinde isim verilmişti. Böylece İslam tarihinde bölgeye Diyar-ı Bekir; şehre ise Amid denildi. Sonraki yıllarda ise Diyar-Bekir bölge sınırları daralıp adeta şehirle özdeşleşince şehre Diyar-ı Bekir denilir oldu. Ancak bu bir isim değiştirme sonucu olmadı. Süreç içinde kendiliğinden oluştu. 1937’de ise Diyarbakır’a dönüştürüldü. [30]
Cezire bölgesi ilk fetihlerle beraber üç bölgeye ayrıldı. Urfa tarafına Mudarlılar yerleştiği için Diyar-ı Mudar, Kuzey Irak tarafına Rebialılar yerleştiği için Diyar-ı Rebia, Amid çevresine de Bekiroğulları yerleştiği için Diyar-ı Bekir olarak nitelendirildi.[31]
Sonuç olarak Amed şeklinde bir kullanım tarihte yoktur. Doğrusu Amid’dir ve Kürtçe değil, Konya, Ankara, Samsun gibi Rumca’dır. Diyar-ı Bekir ise Arapça kaynaklıdır.
[1] Taberi, I, 397.
[2] İbnü’l-Esir, el-Kamil, Beyrut, 1995, I, 393.
[3] İbnü’l-Esir, II, 396.
[4] İbnü’l-Esir, II, 354.
[5] Taberi, II, 268.
[6] Taberi, II, 269.
[7] Taberi, II, 272.
[8] İbnü’l-Esir, II, 357.
[9] İbnü’l-Esir, I, 284.
[10] Bu seferin sebepleri anlatılırken, İran bölgesindeki halkların Kürtlerin zulmünden şikayet ettikleri, Kürtlerin burada eşkiyalık yapıp Müslümanların yollarını kesip mallarını yağmaladıkları ve Müslümanlara karşı İranlılarla birleşip büyük bir ordu topladıkları nakledilir, İbnü’l-Esir, III, 46; İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Beyrut, 2005, X, 178.
[11] İbnü’l-Esir, III, 53.
[12] Ayrıca İran’daki Erdebil bölgesindeki Kürtlere dokunulmayacağı gibi maddelerin anlaşma metinlerine girmesi dikkat çekicidir, Detay için bkz. İsrafil Balcı, Hz. Ömer Döneminde Diplomasi, Ankara, 2006, 319.
[13] Yaygın olan yanlış bir anlayış da: “diğer milletler savaşarak İslam’a girmişken sadece Kürtlerin gönüllüce ve savaşmaksızın İslam’ı benimsediği” şeklindedir. Ancak İslam fetihleri sırasında gerçekleşen bu savaş bile bu yargının yanlışlığını ortaya koymaktadır, İbnü’l-Esir, III, 46.
[14] İbn Hubeyş, Ğazavat, Beyrut 1992, II, 779.
[15] İbn Kesir, X, 178.
[16]Julius Wellhausen, İslam’ın Eski Tarihine Giriş, Çev; Fikret Işıltan, İstanbul 1960, 75.
[17] İbnü’l-Esir, II, 532.
[18] Walter Kaegi, Bizans ve İlk İslam Fetihleri, çev: Mehmet Özay, İstanbul 2000, 239.
[19] Detaylı bir çalışma için bkz. Fikret Işıltan, Urfa Bölgesi Tarihi, İstanbul 1960.
[20] Belazuri, 247; İbnü’l-Esir, II, 531.
[21] Işıltan, 63.
[22] Ruha, o dönemde adeta bölgenin başkenti konumundaydı, Ebu Yusuf, 70.
[23] Belâzurî, 250; bu konuda bilgi için bk. Adem Apak, “Fethinden Emevîlerin Sonuna Kadar Harran”, I. Uluslar arası Katılımlı Bilim Din ve Felsefe Tarihinde Harran Okulu Sempozyumu, 28-30 Nisan, Harran 2006, 29-42.
[24] Bkz. Mehmet Azimli, Hz. Safvan b. Muattal, İstanbul 2008.
[25] Belazuri, 266.
[26] İbnü’l-Esîr, II, 533.
[27] Belazuri, 177-178.
[28] Ünlü Kelamcı Seyfuddin Amidî bunlardan biridir.
[29] Zebidi, Tacu’l-Arus, Kuveyt 1994, VII, 392
[30] Cuma Karan, Diyar-ı Bekir ve Müslümanlarca Fethi, İstanbul 2010, 29.
[31] Bkz. Çevik, 73 vd.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: