Nükleer Derebeylikler Çağı

Nükleer-Derebeylik Nükleer Derebeylikler Çağı

Nükleer-Derebeylik

Yaşadığımız dönemin adı “II. Ortaçağ”… İlk Ortaçağ, dinin, bilim ile çatışmaya girip, yenilmesiyle sonuçlanmıştı. II. Ortaçağ da ise din ilk yenilgisinden ders almıştı; bilim ile çatışmaya girmekten kaçındı. Ama bu kez de teknolojik gelişmelere ayak uyduramadı. Teknolojinin bireye verdiği güç ile dinin sağlamaya çalıştığı hakimiyet alanı sürekli kesişti ve sürtüşmeye girdi. (Yerel olarak hala dinin gücünü hisseden bir bölgede yaşabilirsiniz ama küresel olarak teknolojik gelişmelerin getirdiği yeni çağ bir tsunami gibi geliyor.) 

Şimdi insanlık olarak önümüzde iki yol var: Daha fazla özgürlükçü-seküler çağ veya feodalizmin yeni bir biçimi: “Nükleer Derebeylikler”

nükleer Nükleer Derebeylikler Çağı

nükleer

Yazıya giriş yapmadan önce iki terör biçiminin gündemi meşgul ettiğinin altını çizmem lazım: Dini ve narko terör. İki terör biçimi de gücünü farklı kaynaklardan alsalar da yöntem ve sonuçları açısından aynılar. Güney Amerika ve Meksika’da en tipik örneklerini gördüğümüz narko-terör de tıpkı Ortadoğu’da olduğu gibi vahşi katliamlar uyguluyor ve hakimiyet alanı oluşturuyor. Soğuk Savaş’ın iki kutuplu dünyasında terör örgütleri ses getirecek eylemler için önemli insanları hedef seçerdi. Farkındaysanız uzun zamandır terör örgütleri sadece sıradan insanları hedef alıyor. Bu tesadüf mü sizce? Hayır. Bunun nedeni terör denilen olgunun dünyayı yöneten güçleri kontrolü altında olması. Hedefleri terörü bitirmek değil, kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak.

Bugün hükümetlerin kontrolü altında olmayan terör örgütü yoktur.

Dikkat ediyor musunuz; adi suçlara mahkemelerde çok az ceza veriliyor, onlarca hırsızlık sabıkası olan suçlular ilk celsede serbest bırakabiliyor. Böylece devlet sürekli olarak polis sayısını arttırıyor. Suçluların üzerine gerçekten gidilse polise ihtiyaç kalacak mı? Polis demek devletin sivil alanda gücünü arttırması demek. Tıpkı dış düşman tehlikesi nedeniyle orduya daha fazla silah alınması ve bütçe ayrılmasını sağlamak gibi… Birkaç Batılı sivilin öldürülmesinin Batı hükümetlerine zarar verdiğini sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu tür terör sadece yapmak istedikleri için güçlerini arttırmalarını sağlıyor. Terör ile sivillerin haklarını azaltmaya mazeretleri oluyor. Star Wars‘da gerçekte Sith Lordu olan Senatör Palpetine‘in kaos yaratarak nasıl İmparator olduğunu hatırlayın.

Declaration Nükleer Derebeylikler Çağı

StarWars

Peki, hiç mi ümit yok? Kontrol altında olmayan tek güç: Birey. Son yıllarda kontrol dışı tek bir sivil güç gösterisi oldu: “Wikileaks” Buna verilen tepkiye bakalım: Julian Assange itibarsızlaştırıldı, İngiltere’deki Ekvador büyükelçiliğinin bir odasında yaşıyor, sızıntıyı yapan Bradley Manning ise onlarca yıl hapisle yargılanıyor. Bugün Ortadoğu’da yaşananların bir ABD projesi olduğunun belgelerini açıklayan Edward Snowden ise Rusya’da sığınmacı olarak yaşıyor.

Cep telefonları elektronik prangalarımız. Onlar sayesinde sürekli izleniyoruz.

Geleceğin karanlık yolunda insanlığı ne bekliyor? Kuzey Kore tarzı nükleer derebeylikler. 1974 yılı basımı “Wild Card(Joker Oyuna Girince) adlı bilimkurgu romanda ABD anarşi ve terör tarafından yıkılmak üzeredir. Hükümet kontrolü sağlamak için sahte bir uzaylı saldırısı düzenler. Çünkü sosyologlar, parçalanmış ABD halkını sadece bir dış saldırının birleştireceği raporunu vermiştir. Yüzbinlerce insan güya uzaylılar tarafından öldürülür. Bu senaryo tanıdık geldi mi? Belki 11 Eylül’ü de içeren İlluminati kartlarını hatırlamışsınızdır. O kartlarda “sahte uzaylı saldırısı” var.

dark3-620x347 Nükleer Derebeylikler Çağı

Uzay Gemisi

Google’da “Blue Beam sahte uzaylı saldırısı İluminati” diye ararsanız korkunç planlar hakkında birçok şey okuyabilirsiniz. Sahte Uzaylı Saldırısı hakkında her şey biliniyor. Belki de çirkin ve vahşi uzaylılara gerek yoktur. Onlar kadar çirkin ve vahşi bir örgüt yaratırsan istediğin sonucu alabilirsin. Bir taşla iki kuş. Hem de daha ucuz. Ortadoğu’ya bakarsak bu sorunun cevabını görebiliyoruz. Ama benim farklı bir senaryom daha var: Bir terör örgütü tarafından sivil bir kentte nükleer bomba patlatılır. Bunu bahane eden hükümetler sınırlarında elektronik ve taş güvenlik duvarları yükseltir. Ülkeler arasında sivil seyahat minumuma iner, hatta imkansız hale gelir. İnternet tam kontrol altına alınır. Duvarların arkasında ise halk katı kast sistemi altında yaşar. Teknolojinin bütün olanaklarını kullanan güçlü üst tabaka ve ezilen halk.

Eğer gündemi takip ediyorsanız yavaş yavaş böyle bir geleceğe hazırlandığımızı görebilirsiniz. Bütün Dünya’da otoriter hükümetler ve liderler yayılmaya başladı. Geleceğin dünyası için Kuzey Kore ve İsrail model.

Belki de insanlık kendisi için hazırlanan bu korkunç hapishaneye düşmeden kurtuluşu bulacak ama tek bildiğimiz bu bildiğimiz Dünya’nın bu üreme hızı ve insan nüfusunu 15-20 yıl içinde kaldıramayacağı.  Şimdi daha fazla moralinizi bozmamak için size nano silahlardan, kanla beslenen robot böceklerden veya mutant askerlerden bahsetmeden bu yazıyı sona erdiriyorum…

Orkun Uçar

Metal Fırtına serisinin yazarı, hayal gücü komutanı... 1 Haziran 1969 Gölcük Kocaeli doğumlu olan Orkun Uçar, deniz astsubayı olan babasının görevi gereği bulunduğu Bartın’da büyüdü. Üç yaşından itibaren çocukluğu, ilk, orta ve lise öğrenimi, üniversite sınavını kazanarak İstanbul’a göç edene dek bu şirin ve güzel kentte geçti. İstanbul Basın Yayın Yüksek Okulu’nu okurken çeşitli gazete, dergi ve televizyonlarda çalıştı. Yazarlığa üniversite birinci sınıfta aldığı bir daktilo ile başladı. Gırgır Dergisi, Yeni Günaydın ve Yeni Yüzyıl gazetesi Cafe Pazar ekindeki çizgiroman senaryo çalışmaları ile dönem dönem yazarlık kariyerini geliştirdi. 1999 yılında Nostromo Bilimkurgu Kısa Öykü Yarışması’na katılarak dört yıl ara verdiği yazarlığa döndü. Bu yarışmada aldığı birincilik profesyonel yazarlık için cesaret verdi. İnternet üzerinde kurduğu Xasiork Ölümsüz Öykü Kulübü ile editör ve yazar olarak edebiyat dünyasına katkıda bulundu. Ortağı olduğu Xasiork Ölümsüz Öyküler Yayımevi 2002 yılında kuruldu, 2004 Haziran ayında kapandı. Orkun Uçar’ın 2004 yılı Aralık ayında çıkan "Metal Fırtına" adlı politik kurgu romanı gündeme damgasını vurdu. 15 Nisan 2005 yılında Altın Kitaplar yayınevinden "Asi / Habis Üçlemesi I" adlı epik fantezi kitabı çıktı (Derzulya serisinin ilk kitabı). Orkun Uçar imzalı "Metal Fırtına 2 - Kayıp Naaş" 2005 Eylül ayında yayımlandı ve bir ay içinde ikinci 100.000’lik baskısını yaptı. Yazarın hayat öyküsü, röportajları ve çeşitli konulardaki yazılarının yer aldığı "Metal Fırtına’yı Kim Yazdı ve Hayal Gücünün Komutanları" isimli kitabı da Eylül 2005’de kitap raflarında yerini aldı. 2006 Haziran’ında Hakan Yılmaz Çebi ile “Kara Divan” adlı bir sohbet kitabına imza atan yazar, 11 Eylül 2006’da yayımlanan “Metal Fırtına 3 – Kızıl Kurt”ta Gökhan Birdağ macerasına devam etti. 2007 yılı Şubat ayında ise okuyucu karşısına “Zifir” adlı değişik bir kitapla çıktı. Burak Turan’la birlikte imza attıkları bu kitap aksiyon, politik kurgu ile gizemci kurguyu birleştiriyordu. Orkun Uçar şu anda Derzulya serisinde yer alan “Asi”nin devam kitabı, Habis Üçlemesi II “Sarı İstila” üzerinde çalışıyor.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

2 Cevaplar

  1. şafak güler dedi ki:

    muhteşem bir yazı hazırlamışsınız. bir ara bunun filmi varmı diye düşünmedi değilim.
    şaka bir yana şuan dünyada uygulanan oyunları çok iyi özetlemişsiniz

  2. Eski Osmanlı dönemlerindeki derebeylik sisteminin herhalde 2100 yılındaki gelişmişliğe uyarlanmış hali olur. Müthiş bir makale olmuş.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: