Sevdiğine Benziyor İnsan İster İstemez

Love-Prison-ipad-wallpaper-ilikewallpaper_com-300x300 Sevdiğine Benziyor İnsan İster İstemez

Uzun zamanı beraber geçirmiş birliktelikleri düşünün. Günümüzün aşklarından bahsetmiyorum. Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun diyerek de abartmıyorum. Sizin de dikkatinizi çekti mi? Aslı ile Kerem, Leyla ile Mecnun derken Ferhat ile Şirin de değişik bir ahenk var; fark ettiniz mi hiç isimleri telaffuz ederken? Naçizane küçük bir enstante benim aklıma hep gelir. Bizim edebiyatımızda gönüller “ile” bağlacı ile bağlanırken batılı edebiyatında aşıklar “ve” bağlacı ile bireyselleştirilir. Ferhat ile Şirin’in birbiri içinde kaybolduğunu, birbiri içinde eridiğini iliklerimize kadar hissederken, Mecnun’un Mecnun oluşuna ah edip üzülürken; Romeo ve Juliet’in ayrı karakterler kazanmasına, kalplerin birbirinden koparılmasına, sevgililerin ayrı kişiler gibi anlatılmasına aşkım ermiyor. Evet, aşkım dedim çünkü sevda akıl işi değildir. Çünkü aşk bireysellikten ayrılıp bütünleşmek değil miydi? İşteş bir fiildir aşk, karşılıklı yapılması şart olmayan…

Ne demiştik, sevdiğine benziyordu insan. Nasıl benzemesin ki, aynı toprağa ekilmiş iki ayrı fidan bile yan yana dura dura birbirine benzemeye başlamıyor muydu? Üzüm üzüme baka baka kararır atasözü, boştan yere söylenmiş olamazdı ya. Kırk yılı birlikte devirmiş iki gönül de birbirinden ayrı düşünülemez olur artık. Zamanla aynı cümleleri kurar, aynı tepkileri verir, aynı şekilde tebessüm eder ve hatta aynı anda nefes almaya başlar. İşte bunlar hep “ile” bağlacının etkisidir, onunla ne kadar karışabildiğinle, ne kadar bağlanabildiğinle alakalıdır biraz da. Adınızın tarihe geçmiş olmasına gerek yoktur. Öyle sıradan bir Yusuf ile Elif, belki de Ahmet ile Zeynep… İsimlerin yan yana, ahenkle dans etmesine ise hiç lüzum yok aslında. Sadece biraz O’nun gibi gülebilmek, ismini O’nun gibi seslenmek, seni beni unutup biz olabilmek. Yani birbiri içinde erimek gibi, demirin ateşle buluşması gibi… Yanmak ama tükenmemek…

Velhasıl, sevdiğine benziyor insan ister istemez. Tıpkı tepelerden ayrı ayrı çağlayıp gelen, denize kavuştukları yerde birbirine karışan iki ırmak gibi…­­

Kiraz Ertuğan

1989 Mersin/Anamur doğumluyum. İlköğrenimi Anamur İlköğretim Okulunda, Ortaöğrenimimi Anamur Lisesinde tamamladım. Yükseköğrenimimi Çankırı Karatekin Üniversitesi'nde Orman Mühendisi olarak bitirdim. Okuma yazmayı öğrendiği andan itibaren duygularını karalamaya başlayan ben, babasının cesaretlendirmeleriyle eline kalem almış günümüz acemi muharrirlerinden sadece biriyim. Ankara da devam ettiği hayatında; yaşadıkça yazan değil,yazdıkça yaşama tutanan aranızdan biri..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: