Şeytan Üçgeninde Dans -Sünnicilik, Seleficilik, Şiicilik- I

bashar_s_triangle_key_by_p0w3rkrishna-d6wpjfm-1024x576 Şeytan Üçgeninde Dans -Sünnicilik, Seleficilik, Şiicilik- I

Şeytan Üçgeninde Dans

İslam dünyasına göz attığımızda Sünnicilik(Ehl-Sünnet değil) adına Kadizadeler,[1] Seleficilik(Selef değil) adına katliam makinalarına dönüşmüş teröristler, Şiicilik(Hz. Ali’nin taraftarı değil) adına sünni avına çıkmış beyni yıkanmış robotlar görmekteyiz.

Tam bir şeytan üçgeni içindeyiz. Şeytana pabucu ters giydirecek bu tipler, Allah adına ahkam kesip Müslüman katletmekteler. Batılılar ise bu işe benzin dökmekte ve memnun bir şekilde izlemektedirler.

Bu duygular arasında Şiilik, Sünnilik, Selefilik ve Haricilik gibi mezheplere ve bunlar üzerinden yapılan yorumlamalara değinmek istiyorum. Bu yorumların bir kısmında isabet edilse de bir kısmında ise bazı yanlışlık bulunmaktadır. Gözlem ve kanaatlerimi dört ana başlık etrafında sunmak istiyorum.

Haricilik, Selefilik Değildir.

Günümüzde sık sık Selefi örgütler olarak nitelendirilen IŞID, Taliban ve benzeri yapılar Hariciler’e benzetilmektedir. Ben burada büyük bir yanlışlık görüyorum. Belki tarihte anlatılan katliam türü bazı uygulamalarda benzerlik gibi görünse de Haricilik ontolojik olarak Selefilik ile ilgisi olmayan bir yapılanmadır. Doğuş sebebi ve ilkeleri açısından çok farklıdır.

Ancak nedense Hariciler, İslam tarihinin daimi suçluları olarak anlatılmaktan kurtulamazlar. Nerede yanlış bir iş varsa onlara mal edilir. Örneğin bu grubun Hz. Osman’ın katledilme sürecinde Medine’yi basan ve halifeyi katledenler oldukları yaygın bir kanaattir. Halbuki Medine’yi basan grubun içinde Eşter gibi Hz. Ali’nin taraftarı ve Adiy b. Hatem gibi Hz. Ali’nin yanında Haricilere karşı savaşan önemli kişiler vardır. Belki bu grubun içinde bir kısmının daha sonra Haricilere katıldığı söylenebilir. Ancak Medine’yi basan isyancıların Harici olarak nitelendirilmesini gerektirmez.

Esasen Hariciler, Hz. Ali döneminde ortaya çıkmış olup fikirlerini tam olarak ortaya koyamamış, kendini anlatamamış, sürekli olarak taşkınlıklarıyla gündeme gelen, bu sebeple marjinal olarak yaşamak zorunda kalan bir gruptur. Dindardırlar, Kur’an’ı her konuda öncelerler ve samimi bir bedevi imanı vardır.

Onlar samimiyetle Müslüman olmuşlar ancak Cemel ve Sıffin’de “gelin Müslüman öldürelim!” denilince şaşırmışlardı. Samimiyetle Hz. Ali’ye şunu soruyorlardı: “Cemel’de savaşıp Müslüman öldürmek caiz de, esir almak neden haram oluyor?” Doğrusu bu soruya cevap verilememiştir. Yine Sıffin’de savaşa girişmişler sonra anlaşma yapılmasına anlam verememişlerdi. “Şimdiye kadar niye bu kadar insanı öldürttünüz? Ölülerimiz nerde?(yani şehit olup cennete mi gitti? yoksa değil mi) Bize öğrettiğiniz İslam gereği Fitne kalmayıncaya kadar savaşmak gerekirken neden Muaviye ile anlaşma yolunu seçtiniz?” Diyorlardı.  Doğrusu onlarınki yaşananlar karşısında bir hayalkırıklığı tepkisiydi.

Ancak onlar kimseye kendilerini ifade edememişler ve anlatamamışlardır. Dahası Sünni algı tarafından sürekli olarak yanlış bir anlatımla Hz. Ali’yi Tahkim’e zorlayan grup olarak anlatılırlar. Bu doğru değildir ve sünnilerin bir iftirasıdır. Tam tersine onlar Hz. Ali’nin Tahkim’i kabul etmesine itiraz ile ayrılmışlardır.

İşte ilk İslam cemaatinin bütün bu ilkesizlikleri, Haricilerde savrulmalar meydana getirdi, bir daha da Müslüman dünya ile entegre olamadılar ve aralarındaki makas gittikçe açıldı. Sonuçta Haricileri ilk baştan itibaren gayet tutarlı, söylediklerinin arkasında duran, ilkeli bir grup olarak görmekteyiz. Onlar, Cemel Savaşı’nda savaşı başlatmamışlar, Tahkim’de de baştan itibaren sürekli Hz. Ali’ye savaşa devam etmesini telkin etmişlerdir. Dolayısıyla çıkış ve ilke olarak Selefi bir söylemle yanyana durmaları sözkonusu değildir ve böyle bir benzetme doğru değildir.[2]

 

[1] Kadızadeler ya da fakılar, Osmanlı Devleti’nde 1630-1680 yıllarında etkili olan vaiz sınıfıdır. 17. yüzyılda politik ve ideolojik farklılıklar oluşturarak din adına kendi yorumlarını dayatarak ayaklanmalar çıkarıp bir çok kişiye saldırmışlardır.

[2] Bkz. Mehmet Azimli, Dört Halifeyi Farklı Okumak-4, Hz. Ali, Ankara 2014, 143-154.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: