Şeytan Üçgeninde Dans -Sünnicilik, Seleficilik, Şiicilik- II

bashar_s_triangle_key_by_p0w3rkrishna-d6wpjfm-1024x576 Şeytan Üçgeninde Dans -Sünnicilik, Seleficilik, Şiicilik- II

Şeytan Üçgeninde Dans-2

İslam Zirve değil, Tabandır.

Son dönem mezhebi mücadeleler çerçevesinde ilk dönem sahabe toplumuna bir özlem ve özenti gelişmekte, İslam’ın zirveden aşağıya doğru inişe geçtiği şeklindeki algı yayılmaktadır. Bu bağlamda;

Hz. Peygamber’in ashabıyla birlikte yaşadığı dönemin “Asr-ı Saadet” olarak algılanıp, bu dönemin asla erişilemez bir zirveyi temsil ettiği inancı, zorunlu olarak geleceği aşağıya ve kötüye doğru giden bir zaman dilimine, tarihi de kötümser (pesimist) bir tarih algısına dönüştürmüştür. Bu durum ilk İslamî asrın kutsallığı ve zirvede başlayan bir tarihi anlatmaktadır.[1]

Rivayetlerin resmettiğine göre; bu durum önceden belirlenmiş hem de kötüye doğru belirlenmiş olan bir tarihtir ve önce gelenin sonra gelenden daha faziletli ve üstün olduğu esası üzerine kurulmuştur. Böylece İslam tarihi iyi olandan kötüye, hayırlı olandan hayırsıza doğru bir seyir takip etmektedir. Diğer bir ifadeyle; İslam tarihi zirveden, piramidin en yukarı noktasından başlamış, aşağıya, kötüleşmeye ve bozulmaya doğru bir istikamet takip etmiştir. Bundan sonra başlayacak olan dönem, zorunlu (determinist) bir gidiştir ve Müslümanların gittikçe kötüye doğru gitmek zorunda oldukları bir süreci başlatmaktadır. Aslında şu ana kadar yazılan İslam tarihleri de bir şekilde bu merkezde anlatılmaktadır. Böyle bir zihniyetin dünyaya bakışının olumsuz ve karamsar olması doğaldır.[2]

Doğrusu şu olmalıydı; İslam tabandır ve buradan yükselerek geleceğe gidilir. İslam bizim temelimiz olmalıdır, tavanımız değil.

Sünni mi? Selefi mi?

Son yüzyıla kadar dünyadaki Sünni oranı %85, Şii oranı ise %15 şeklinde seyrediyordu. Ancak son dönemde dünya hakimiyetini elinde tutanlar, Sünniliği Selefiliğe dönüştürerek iki grup arasındaki savaşı yükseltmeyi, sonuçta ise İslam dünyasını zayıflatmayı hedeflemişler görünüyor. Nerede sıcak savaş var ise Selefilik orada yükseliyor. Bosna’da Çeçenistan’da bunu gördük. Sünni-Hanefi bir bölge olan Afganistan’ın nasıl Taliban’a teslim edilip Selefileştirildiğini izledik.

Yani dememiz o ki; eğer bir yerde Sünni topluluk var ise onların selefileştirilmesi çok zor olmamaktadır. bölgedeki Şiiler ile aralarında bir çatışma çıkarıp burası selefileştirilebiliyor. Nitekim Irak orta bölgesi Sünni iken şimdilerde IŞID ile en sert Selefi uygulamaların merkezi haline dönüşüvermiş durumda. Bunun sebebi 15 yıldır ABD ve Şiiler eliyle bu bölgenin şamar oğlanı haline dönüştürülmesidir. Geldiğimiz sonuç Irak’ta bir daha hiçbir şekilde birlikte yaşamaları mümkün olmayan Selefi ve Şiilik yükseltilmiş ve hala da mücadele devam etmektedir.

Azerbaycan

Bu noktada, “Selefilik karşısında Sünniliğin direnemediğini” şeklindeki bir görüş çok doğru bir tesbittir. Selefilik adeta içten içe bünyeyi yiyen kurt misali Sünniliği çökertmektedir. Bunu iki örnekle ve iki sebeple açıklamak ve ilerde karışacağını tahmin ettiğim bir coğrafyadan örnek vermek istiyorum;

%70 Şii, %30 Sünni olan bir bölge olan Azerbaycan’da Sünnilik adeta selefilik içinde eriyor. Bu coğrafyada  dini aşırılık Selefilik ve karşıtı olan Şiilik olarak hızla ilerliyor. Buna karşılık devlet paniklemiş durumda. Olayları iyi gözleyemeyen ve Sovyet döneminde yetişmiş kişilerin hakim olduğu bürokrasi, bu sebeple aşırılığı önlemek adına çok yanlış adımlar atabiliyor. Dinsiz yaşanamayacağını anlasalar da, metodsuzluk çok yanlış adımlara ve problemin kronikleşmesine sebep olacak şekilde ilerliyor. Toplumdaki Şii-Selefi şeklindeki koyu ayrım, dış mihrakların ülkeyi karıştırması için kolay bir sebep olarak duruyor.

Esasen burada Azerbaycan toplumunu karıştırmaya hazır mayalanmanın yavaş yavaş gerçekleştirilmek istendiği anlaşılıyor. Yani büyük devletler istedikleri anda burayı karıştırabilirler. Bir tarafta şii çoğunluk bir tarafta Sünni iken Selefiliğe kayan azınlık. Yönetim ise çaresiz kitap yasaklamak ve cami kapatmakla uğraşarak çözüm bulmaya çalışıyor. Halbuki bunlar geçmiş yüzyılın yöntemleriydi. İnternet çağında bu yöntemlerle başarılı olamazsınız. Kapıdan kovalarken bacadan girerler. Bu uygulamalar devletin sıkıntılara karşı çözüm üretemediğinin göstergesi olmalı.[3]

Şimdi soru şu; Azerbaycan devleti ne yapmalı? Bizim teklifimiz ne olmalı? Hicri 330’larda yaşamış Maturidi’nin kendi koşullarında ürettiği Maturidiliği mi önereceğiz? Yoksa çağımıza uygun koşul ve şartları düşünerek yeni parametreler üretip bunları mı tavsiye edeceğiz? Ben ikinci şıkkı tercih ediyorum ve bunun gerekliliğini belirtiyorum.

Konya

Ben Konyalıyım. Konya’da 1980’lerde başlayan Kur’an-Sünnet merkezli okumalar ve sohbetlerin 30 yıl sonra geldiği nokta Selefilik olmuştur. Gayet iyi niyetlerle yapılan bu çalışmalar sonucu bu gün Türkiye’den IŞID’e en fazla katılım Konya’dan gerçekleşmiştir.

Esasen bunun işaretleri o dönemlerde veriliyordu. Örneğin Mevdudi’nin Tefhimu’l-Kur’an’ı en fazla Konya’da satılmıştı. İbn Kayyım’ın Zadu’l-mead’ı yayıncısından fazla Konya’da müşteri bulmuştu. Kaynak hadis kitapları en fazla Konya’da tüketiliyordu. Bunlar doğrudan Selefi kitaplar olmasa da topluca değerlendirilip yıllarca bunlar üzerinden insan eğittiğinizde Konya gibi Sünni bir merkezi Selefiliğe nasıl çevrildiğini görebiliyorsunuz. Konya’da Sünni ebeveyin zaptedemediği Selefi çocuklar ile ilgili bir çok anlatımlar dinleyebilirsiniz.[4]

Sonuç şu; Sünnilik zayıflatılıp, Selefilik yükseltiliyor. Bu dönüşüm çok kolay oluyor. Bu da Şii-Selefi mücadelesini yükseltiyor. Batılıların da istediği de bu. Savaş sebebi sayıp, savaşa devam.

 

 

[1] Bkz. Mehmet Azimli, Tarih Okumaları, Ankara, 2013, 11-16.

[2] Bu anlayışı destekleyen bir rivayeti de aktarmak istiyoruz: “Müminler üzerine bir zaman gelir ki, o zamanda insanlardan bir cemâat gaza eder. Onlara: İçinizde Peygamber’le sohbet eden kimse var mıdır? diye sorarlar. Onlar da: Evet vardır! diye cevap verirler. Nihayet (ordu içindeki sahâbîye hürmeten zafer kapısı) onlara açılır. Sonra insanlar üzerine bir zaman daha gelir. İnsanlardan bir grup daha gaza eder. Onlara da: İçinizde Peygamber’in sahâbîleriyle görüşen kimse var mıdır? diye sorulur. Onlar da: Evet var! diye cevap verirler; onlara da fetih müyesser olur. Sonra insanlar üzerine bir zaman daha gelir, yine bir topluluk harb ederler. Onlara da: İçinizde Peygamber’in sahâbîlerini gören ile görüşen tabiî kimse var mıdır? diye sorulur. Bu defa onlar da: Evet vardır! derler; onlara da fetih müyesser olur.” Buhari, Fedailu’s-Sahabe, 1.

[3] Mehmet Azimli, Benim Gözümle -Coğrafyalar-, İstanbul 2015, 59.

[4] http://www.haberturk.com/gundem/haber/986439-konyada-yuzlerce-genc-iside-katildi-cogu-oldu

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: