Size Nasıl Anlatmalı ki Mihriye Hanım’ı

b_Minareden_Dusen_Ezan Size Nasıl Anlatmalı ki Mihriye Hanım’ı

“Herkesin bir açmazı vardır. Benim açmazım sizsiniz Mihriye Hanım.”

Her kitapta sizi etkileyen, sizin gönlünüze düşen bir yer vardır. Bazen okuduğunuz romanda bir cümle yakalayıverir sizi. O şiirden diğerlerine nazaran bir başka etkilenmişsinizdir. Elinizdeki kitapta dönüp bir daha okuduğunuz, diğerlerinden ayrı tuttuğunuz bir öykü vardır mutlaka. Mehmet Kahraman’ın “Çiçekli Perde”si de benim için böyle sanırım.

Mehmet Kahraman, günümüz öyküsünün önemli temsilcilerinden biri. Fikir edebiyat dergilerinde kendisine sıkça rastlamanız mümkün. Fakat birbiri ardına güzel öyküler okumak isteyen olursa Kahraman’ın ilk öykü kitabı “Minareden Düşen Ezan”a ilk fırsatta başlasın derim. Zira ikinci kitap “Işıklar Açık Kalsın” da raflarda boy göstermeye başladı.

Hece Yayınları’nın 2014 yılı ağustosunda okurlarıyla buluşturduğu sıkı bir öykü kitabı. Kitaba adını veren öykü, artık kaybedecek şeyleri olan bir adamın, Nuri’nin hikâyesini taşıyor bize. Bir öyküde dört ayrı pencere açılıyor birden bire. Dört duvarında dört penceresi olan bir odada buluyorsunuz kendinizi. Biri pencereleri açmış. Çapraz rüzgâr altında Nuri’yi dinliyorsunuz, adını dahi henüz bilmediğiniz arkadaşından. Onları dile getiren kalemi dinliyorsunuz. Eh, biraz da kendinizi dinliyorsunuz bu öyküde.

Kitaptaki öyküler ağzınızın tadı kesilmeden devam ediyor. “Er Kişi Niyetine”de içi kalabalık birinin dışındaki yalnızlığına tanık olurken, “Penceredeki Kadın”da aslında bir kadının kendi penceresinden dışarı bakarken içerideki burukluğu gözlerine nasıl da yansıttığına şahit oluyorsunuz. “Küller ve Mavi”de bir çocuğun çevresinde olup biteni, yaşanan büyük bir acıyı nasıl anlamlandırdığını, büyük bir adamın küçük bir kalbi ustaca konuşturduğunu görüyorsunuz. “Kariyer” öyküsü ise size; kalbi, aklı, duyguları ve hırsları arasında sıkışmış genç bir kadının iç çekişmelerinin nasıl bir dış sese dönüştüğünü, dermanı bir nasihatte ararken aslında kendi çalıp kendi söyler halini resmediyor.

Mehmet Kahraman’ın güçlü kalemi hiç aksamadan, sendelemeden bazen hayatın kendine verdiğiyle iktifa etmiş bir kadını, bazen yaşamı komşu oturmaları ve çocukları arasında gelip giden bir anneyi, bazen de geleceğini hayalleri üzerine değil de korkuları üzerine inşa eden bir adamı biz okurlarına taşıyor. Üstelik kurulmamış cümleleri kurup, el değmemiş tasvirleri gözlerimizin önüne sererek yapıyor bunu. Üslubu ve dil işçiliğiyle dimağınızda lezzetli bir tat bırakıyor. Kitaptaki durum öyküleri sizi karakterlerin iç dünyalarına doğru bir yolculuğa davet ediyor ve siz insan zihninin basit olanı nasıl karmaşıklaştırdığını ya da karmaşık olanı basitleştirdiğini görebiliyorsunuz.

Ve “Çiçekli Perde”; benim için bir paragrafı hatta şöyle başlı başına bir yazıyı hak eden, hani o kitapta dönüp bir daha okunan, diğerlerinden ayrı tutulan öykü. Hani şu kitabın gönlünüze düşen yeri. Ah size nasıl anlatmalı ki Mihriye Hanım’ı, onun o çiçekli perdeler ardında kalmış sevilmeye hasret kaçamak bakışlarını. Annesine çekmeyen bir kadının perdeleri çekişlerini. Yaşamayı yük olmaktan çıkaran oyunlarını. Ben Mihriye Hanım’ı yeniden ve kurulmamış kelimelerle anlatabilir miydim? Ya siz onun bir kahve fincanı zarafetinde yaşadığı hayatına Kahraman’ın o müthiş tasvirleri olmadan şahit olabilir miydiniz?

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: