Yaratılış Neyi Temsil Ediyor

1422892365159 Yaratılış Neyi Temsil Ediyor

Bazen kavramların literal anlamını ve yorumuyla değil de gördüğü vazifeyi anlamaya çalışmak insani daha doyurucu sonuçlara götürebiliyor. Bu anlamda Tanrının insani hangi maddeden ve ne şekilde yarattığını anlamaya ve izah etmeye çalışmayı boş bir uğraş olarak görüyorum. Çünkü yaratılışa tanık olmadığına göre bu konuda ne söylersen söyle hepsi çok kolay bir soru ile çürütülecek önermeler olacaktır o soru da “Niye” sorusudur. Bana bir gün böyle bir soru soruldu. Dediler ki “Allah insanları niye topraktan yaratmış” ben bu soruyu “Bu sorunun muhatabı ben değilim, bunu sorabiliyorsan yaratana soracaksın”.
Peki bu soru dahi benim yaptığım hazırcevaplık dışında yanıtlanamıyorsa yaratılışın toprak ve su olarak zikredilen hammaddelerinin keyfiyeti konusunda çözümlemeleri yapılabilir mi? Eski zamanlarda bu yaratılış konusu zihinleri epey meşgul etmiştir. Feyz ve Sudur teorileri gibi yaklaşımlar geliştirilmiş, “ben gizli bir hazineydim tanınmak istedim” gibi saçma yaratılış nedenleri üretilmiştir.Peki yaratılış  nedir ve insanlar için ne anlam ifade eder? Bunun üzerinde yapılacak bir tefekkür bize daha anlamlı düşünceler verebilir, tabi bunun için insan din içindir trajedisini terk edip din insan  içindir anlayışında yol almak gerekir. Öncelikle Kuran da kullanılan ve yaratma olarak dilimize aktarılan fiillerin hiçbirinin temel olarak yoktan var etme anlamına gelmediğini beyan etmek istiyorum. Özellikle halaka fiili şekil vermek anlamındadır. Bağlama göre rakkebe, ensee, ceale, bedea ve fatara biçiminde yaratma anlamı karşımıza çıkabilir. Halaka fiili çamurdan şekil vermektir. Put yapımcılığının yaygın olduğu bir toplumda yaratılış elbette bu şekilde anlatılacaktı. Yani Allah o dönem insanlara anlayacağı dilden ve anlayacağı örneklerle kokenlerinin Allaha dayandığını ifade etmiştir. Önemli olan günümüz müslümanlarının merak ettiği çamurun mahiyeti değil, herkesin kökeninin aynı tanrıya nispet edilmesiydi. Bu kökensel birlik ve eşitlik köleliğin yaygın olduğu bir toplumda hukuksal eşitliği ve ontolojik denkliği anlatıyordu. Kimsenin kimseyi kölelestirme hakkının olmadığını haykırıyordu. Hiçbiriniz hiçbirimizin sahibi değildir çünkü hepinizin sahibi Allah’tır demekti. Yoksa o dönem Arapların hepsi yaratılışı biliyordu. Fakat kabileci ve özellikle siyasi ve ekonomik kaygılarla kökensel birlikten doğan hukuksal denkliği kabul etmeye yanaşmıyordu. Tevhit ve yaratılış o dönemde kölelesmeye ve kölelestirmeye karşı saygın bir itirazdı. Çünkü düzgün bir yaşantı, sağlam ve güçlü bir toplum ancak kökensel denklik ve hukuksal eşitlik ilkesi üzerine kurulabilirdi. İslam yaratılış teorisi ile insanların bilişsel kökenini Allaha, fiziksel kökenlerini Ademe dayandırarak adil, dayanışan, özgür bir toplum kurmayı hedeflemişti.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Cevap

  1. Yusuf Paçacı dedi ki:

    Güzel bir yazı. Benzer yazılarınızı bekliyorum. Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: